Bu Kadar İmkân, Bu Kadar Mutsuzluk... Neden? İnsan aslında yanlış şeyleri aradığı için değil, doğru şeyi yanlış yerde aradığı için mutsuz oluyor.

İnsan aslında yanlış şeyleri aradığı için değil, doğru şeyi yanlış yerde aradığı için mutsuz oluyor.

Bu yazı dizisinin başından beri aynı sorunun peşinden gidiyoruz:

İnsan neden mutlu olamıyor?

Ölüm korkusunu konuştuk...

Gelecek endişesini...

Paranın eksikliğini...

Güzellik kaygılarını...

Hastalıkları...

Yaşlanmayı…

Afetleri ve savaşları...

Haksızlıkları...

Anlaşılmamayı...

Başkalarıyla kıyaslamayı...

Geçmiş pişmanlıklarını...

Takdir edilme arzusunu...

Kontrol edememeyi...

Kabul olmadığını düşündüğümüz duaları...

Farklı başlıklar gibi görünüyordu.

Fakat hepsi bizi aynı yere götürdü:

İnsan kalbinin aradığı huzuru nerede bulmaya çalışıyor?

Aslında yaşadığımız çağda bu soruyu sormak için birçok sebep var.

İnsanlık tarih boyunca bugünkü kadar teknolojiye sahip olmadı.

Bu kadar hızlı ulaşım imkânı görmedi.

Bu kadar bilgiye erişemedi.

Bu kadar çok seçenekle karşılaşmadı.

Bu kadar konforlu yaşam koşullarına ulaşmadı.

Ama buna rağmen depresyon, yalnızlık, kaygı ve anlamsızlık hissi hiç olmadığı kadar konuşuluyor.

Demek ki mesele yalnızca imkân meselesi değil.

Çünkü insan sadece bedenden ibaret değildir.

İnsan ekmek kadar anlamla da yaşar.

Sadece geçinmek istemez.

Neden yaşadığını da bilmek ister.

Sadece sevilmek istemez.

Kalıcı bir sevgi arar.

Sadece adalet istemez.

Mutlak adaleti özler.

Sadece yaşamak istemez.

Hiç bitmeyecek bir hayat ister.

İşte insanın asıl meselesi burada başlar.

Çünkü insan, fani bir dünyada baki bir mutluluk aramaktadır.

Hiç ayrılık olmasın ister; ayrılıklarla karşılaşır.

Hiç yaşlanmak istemez; yaşlanır.

Hiç ölmek istemez; ölümle yüzleşir.

Hiç haksızlık olmasın ister; zulümlere şahit olur.

Kalbi sonsuzluğu isterken, dünya ona sonluluğu hatırlatır.

Belki de modern insanın yorgunluğu tam burada gizlidir.

Kalbin sonsuzluk arzusunu, sonlu şeylerle doyurmaya çalışmak...

Oysa para değerlidir; ama ölümsüzlük veremez.

Sağlık nimettir; ama ebedî değildir.

Güzellik hoştur; ama zamanla değişir.

Takdir görmek sevindirir; ama herkesin alkışı bir gün susar.

Başarı kıymetlidir; ama insanın içindeki sonsuzluk özlemini tamamen susturamaz.

Çünkü sonlu olan hiçbir şey, sonsuzluk isteyen bir kalbi bütünüyle tatmin edemez.

İşte ahiret inancı burada devreye girer.

Ölümün son söz olmadığını söyler.

Ayrılıkların ebedî olmadığını haber verir.

Adaletin mutlaka tecelli edeceğini bildirir.

İyiliğin karşılıksız kalmayacağını müjdeler.

Kaybı yokluk olmaktan kurtarır.

Acıyı anlamsızlıktan çıkarır.

İnsana, hayatın yalnızca gördüklerinden ibaret olmadığını hatırlatır.

Bediüzzaman Said Nursî'nin dikkat çektiği gibi, insanın kalbine yerleştirilen ebediyet arzusu boşuna değildir.

Sonsuzu isteyen bu kalp, sonsuz bir hayata işaret etmektedir.

Elbette iman etmek, insanı bu dünyada bütün üzüntülerden kurtarmaz.

Hastalık yine gelir.

Özlem yine yakar.

İmtihanlar yine devam eder.

Gözyaşı yine akar.

Fakat bütün bunların anlamını değiştirir.

Belki de gerçek mutluluk;

Hiç üzülmemek değildir.

Üzüntülerin de bir anlam taşıdığına inanabilmektir.

Belki de gerçek huzur;

Her istediğini elde etmek değildir.

Elde edemediklerinin de bir hikmeti olduğuna güvenebilmektir.

Ve belki de mutluluğun en sağlam formülü;

Fani dünyanın içinde, baki hayatın izlerini görebilmektir.

Yazı dizisinin başında sormuştuk:

"Mutluluk nedir?"

Bugün aynı soruya farklı bir cevap verebiliriz:

Mutluluk;

Yalnızca sahip olmak değil, anlam bulmaktır.

Yalnızca yaşamak değil, nereye yürüdüğünü bilmektir.

Yalnızca gülmek değil, gözyaşının da boşa akmadığına inanabilmektir.

Yalnızca bugünü değil, ebediyeti de hesaba katabilmektir.

Ve insan için bunun en güçlü cevabı;

Ahirete açılan umut penceresidir.

Çünkü umut varsa yol vardır.

Anlam varsa sabır vardır.

İman varsa, en karanlık gecelerin bile bir sabahı vardır.

Ve belki de bu uzun yolculuğun sonunda öğrendiğimiz en önemli hakikat şudur:

İnsan, kalbinin aradığı şeyi yanlış yerde aradığında yorulur; kendisini Yaratan'a yöneldiğinde huzur bulur.

Kalbinizde huzur, gönlünüzde umut, yolunuzda hakikat ışığı eksik olmasın...

Bazen mutluluk, aramayı bırakıp aslında neyi aradığını fark edebilmektir.