Mahkemelerin adaleti toplumu ayakta tutar; vicdanların adaleti ise insanlığı… Çünkü adalet, sadece mahkemelerin değil, insan olmanın da temelidir.
İnsanlık tarihi boyunca insanların en çok aradığı değerlerden biri adalet olmuştur.
Devletler onun üzerine kurulmuş, kanunlar hakkı korumak için hazırlanmış, mahkemeler adaleti sağlamak için oluşturulmuştur.
Ancak adalet konusunda en sık yapılan yanlışlardan biri, adaleti eşitlikle aynı şey sanmaktır.
Oysa eşitlik ile adalet her zaman aynı değildir.
Eşitlik, herkese aynı şeyi vermektir.
Adalet ise herkese hakkını vermektir.
Bir öğretmenin sınıfında otuz öğrenci olduğunu düşünelim. Hepsine aynı kitabı, aynı süreyi ve aynı soruları vermek eşitliktir; fakat adalet değildir. Çünkü öğrenciler farklıdır: biri görme engellidir, biri öğrenme güçlüğü yaşar, biri konuyu çoktan kavramıştır. Adalet, herkesi aynı çizgiye zorlamak değil; herkesin ihtiyacını gözetebilmektir.
Bir hastaneyi düşünelim. Üç hasta var: Birinin başı ağrıyor, diğerinin ciddi bir kalp rahatsızlığı bulunuyor, üçüncüsünün ise küçük bir yarası var.
Doktor hepsine aynı ilacı veriyor ve:
“Kimseye ayrım yapmadım, herkese aynı ilacı verdim.” diyor.
Bu eşitlik olabilir. Peki adalet midir?
Elbette değildir.
Çünkü doktorun görevi herkese aynı ilacı vermek değil, her hastaya ihtiyacı olan tedaviyi uygulamaktır.
Adalet de böyledir.
İnsanların imkânları, güçleri ve ihtiyaçları aynı değildir. Birinin kolaylıkla yapabildiği bir şey, diğeri için büyük bir mücadele olabilir.
Bu nedenle adalet, herkesi aynı çizgiye getirmek değil; herkesin durumunu görerek hakkaniyetli davranabilmektir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder.”(Nahl Suresi, 90)
Bu ayet bize adaletin sadece mahkemelerin işi olmadığını hatırlatır.
Adalet; ailede, okulda, iş yerinde, devlet yönetiminde ve en önemlisi insanın kendi vicdanında başlar.
Çünkü adalet önce kanunlarda değil, vicdanlarda yaşar.
Ancak adalet her zaman kolay değildir.
Bazen sevdiğiniz bir insan haksız olduğunda da “Sen haksızsın.” diyebilmektir.
Bazen kendi yakınınızın değil, haklının yanında durabilmektir.
Bazen kalabalıkların karşısında tek başına kalan bir insanın hakkını savunabilmektir.
İşte gerçek adalet burada başlar.
Güçlü Olan Değil, Haklı Olan Kazanmalıdır
Bediüzzaman Said Nursî’nin ifade ettiği gibi:
“Adalet-i mahza, bir masumun hakkını bütün halk için de olsa feda etmez.”
Bir kişinin hakkı, karşısındaki insanlar kalabalık diye ortadan kaldırılamaz.
Bir masumun hakkı, güçlülerin çıkarı uğruna feda edilemez.
Çünkü hak, kuvvete göre değil; hak sahibine göre belirlenir.
Makam, insana fazladan hak vermez.
Servet, insanı haklı yapmaz.
Yüksek sesle konuşmak da haklı olmanın delili değildir.
Adaletin olduğu yerde şu soru sorulur:
“Kim daha güçlü?” değil, “Kim haklı?”
Zira “Düstur-u nübüvvet 'Kuvvet haktadır, hak kuvvette değildir.' der, zulmü keser, adaleti temin eder.”
Bugün En Büyük Tehlike: İmtiyaz
Günümüzde en büyük sorunlardan biri, hakkın değil imtiyazın öne çıkmasıdır.
Tanıdığı olanın işinin daha kolay görülmesi, makam sahibinin kendisini ayrıcalıklı sayması, emeğin yerine ilişkilerin geçmesi adalet duygusunu zedeler.
Oysa adalet, sadece mazlumu korumak değildir.
Emeğin hakkını teslim etmektir.
Çalışanla çalışmayanı, üretenle üretmeyeni aynı kefeye koymak; çalışkan insana yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.
Adaletin olmadığı yerde liyakat zayıflar.
Liyakatin zayıfladığı yerde güven kaybolur.
Devletin Temeli Adalettir
Devletin gerçek gücü sadece sahip olduğu imkânlarla ölçülmez.
Gerçek devlet; yetimin hakkını koruyabilen, fakirin yanında durabilen, emeği savunabilen ve güçlü karşısında haklıyı koruyabilen devlettir.
Çünkü vatandaşın devlete sorduğu en önemli soru şudur:
“Hakkım yenildiğinde beni koruyan bir düzen var mı?”
Bu soruya güvenle “Evet” diyebilen toplumlar güçlüdür.
Çünkü adaletin olmadığı yerde güven olmaz.
Güvenin olmadığı yerde kardeşlik zayıflar.
Ticaret zarar görür.
Toplumun huzuru bozulur.
Ailenin temelinde güven vardır.
Toplumun temelinde güven vardır.
Devletin temelinde güven vardır.
Güvenin temelinde ise adalet vardır.
Son Söz
Adalet, herkese aynı şeyi vermek değildir.
Çünkü insanların imkânları, ihtiyaçları ve hayat şartları aynı değildir.
Adalet; hak edene hakkını vermektir.
Emeğe değer vermektir.
Mazlumu korumaktır.
İhtiyacı olanın ihtiyacını görmektir.
Ve en önemlisi, güçlü olanın değil, haklı olanın yanında durabilmektir.
Unutmamak gerekir ki adalet zayıfladığında önce güven kaybolur…
Sonra kardeşlik…
Sonra huzur…
Ve en sonunda toplumun vicdanı…
Mahkemelerin adaleti toplumu ayakta tutar;
vicdanların adaleti ise insanlığı…
Çünkü adalet, sadece mahkemelerin değil, insan olmanın da temelidir.
Next