Kâğıt üzerinde bir anlaşmadan, diplomatik açıklamalardan ve müzakere masalarından söz ediliyor. Ancak sahadaki insan için gerçek ölçü çok daha basittir:

Bir ateşkesin adı vardır, bir de gerçeği… Gazze’de bugün yaşananlar, kelimelerle ilan edilen bir ateşkes ile sahada yaşanan gerçeklik arasındaki uçurumu bütün çıplaklığıyla gösteriyor.

Dünyaya “ateşkes” denildi.

Peki gerçekten ateşkes mi?

Gazze’den gelen haberler, bu soruya gönül rahatlığıyla “evet” dememize izin vermiyor.

Çünkü ateşkes yalnızca silahların sustuğunun ilan edilmesi değildir. Ateşkes; çocukların gece bomba sesiyle uyanmadığı, annelerin evlatlarını kaybetme korkusuyla yaşamadığı, yaralıların hastaneye ulaşabildiği, aç insanların gıdaya, susuz insanların temiz suya erişebildiği, insanların başlarını sokabilecekleri güvenli bir çatı bulabildiği gündür.

Oysa bugün Gazze’de saldırı haberleri hâlâ geliyor.

Son günlerde de ateşkes sürmesine rağmen İsrail saldırılarında Filistinlilerin öldüğü bildirildi. Associated Press, 28 Ağustos’ta Gazze ve Batı Şeria’daki saldırılarda sekiz Filistinlinin hayatını kaybettiğini aktardı. Reuters da 23 Ağustos’ta Gazze’de düzenlenen hava saldırılarında dört yaşındaki bir çocuğun da öldüğünü bildirdi.

Öyleyse sormak gerekiyor:

Bir çocuk öldürülmeye devam ediyorsa, biz hangi ateşkesten söz ediyoruz?

ATEŞKESİN KELİMESİ VAR, HUZURUN KENDİSİ YOK

Gazze’deki meselenin en acı taraflarından biri de budur.

Kâğıt üzerinde bir anlaşmadan, diplomatik açıklamalardan ve müzakere masalarından söz ediliyor. Ancak sahadaki insan için gerçek ölçü çok daha basittir:

Bugün güvende miyim?

Çocuğum güvende mi?

Evime dönebilecek miyim?

Hastaneye ulaşabilecek miyim?

Yarın yiyecek bulabilecek miyim?

Bu soruların cevabı “hayır” ise, ateşkesin anlamı da sorgulanır.

Uluslararası Kriz Grubu da son değerlendirmesinde Gazze’deki ateşkesin uygulanması konusunda ciddi sorunların sürdüğüne dikkat çekerek, ateşkesin kâğıt üzerindeki varlığı ile sahadaki gerçeklik arasındaki boşluğa işaret ediyor.

Çünkü savaş yalnızca bombalarla sürmez.

Savaş bazen susuzlukla sürer.

Bazen açlıkla…

Bazen ilaç yokluğuyla…

Bazen insanların evlerine dönememesiyle…

Bazen çocukların okula gidememesiyle…

Ve bazen de bir toplumun geleceğe dair umudunun elinden alınmasıyla.

ENKAZ SADECE BETONDAN İBARET DEĞİL

Gazze denildiğinde çoğu zaman yıkılmış binaların görüntülerini görüyoruz.

Oysa enkaz sadece beton değildir.

Enkazın altında bir ailenin fotoğrafları vardır.

Bir çocuğun okul çantası…

Bir annenin mutfak eşyaları…

Bir babanın yıllarca çalışarak aldığı mobilya…

Bir çocuğun oyuncakları…

Ve bütün bunlardan daha önemlisi, insanların “yarın” dediği hayat vardır.

Bugün Gazze’de çocukların en temel ihtiyaçlarından biri olan güven duygusu bile parçalanmış durumda.

Bunun ne anlama geldiğini yalnızca rakamlarla anlatamayız.

Bir çocuğa “savaş bitti” demek kolaydır.

Ama o çocuk gece duyduğu her uçak sesinde yeniden korkuyorsa, savaş onun zihninde bitmiş değildir.

Nitekim Ağustos ayında Gazze’de çocukların uçurtma uçurmasının dahi güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmesi, yaşanan trajedinin ne kadar ileri bir noktaya geldiğini gösteriyor. Reuters’ın aktardığına göre ailelere çocukların uçurtma uçurmaması yönünde uyarılar yapıldı.

Düşünün…

Çocukların savaşta sahip oldukları en masum şeylerden biri olan oyun hakkı bile tartışmanın konusu haline geliyor.

Bundan daha ağır bir tablo olabilir mi?

HUKUKUN DA SORUSU VAR

Gazze meselesi yalnızca siyasi bir tartışma değildir.

Aynı zamanda uluslararası hukukun sınandığı bir dosyadır.

Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika'nın İsrail aleyhine açtığı soykırım sözleşmesi davasında 2024 yılında geçici tedbirler kararı aldı. Mahkeme, İsrail'e Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki bazı fiillerin önlenmesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü getirdi ve Gazze'deki Filistinlilere insani yardımın ulaştırılması konusunda da kararlar verdi.

Mahkeme daha sonraki kararlarında da önceki geçici tedbirleri teyit etti ve Refah konusunda ek önlemler açıkladı.

Burada çok önemli bir ayrım var:

Uluslararası Adalet Divanı'nın bu aşamadaki geçici tedbir kararları, davanın nihai olarak “soykırım işlendi” şeklinde sonuçlandığı anlamına gelmez.

Ancak mahkemenin aldığı tedbirler, Gazze'deki durumun uluslararası hukuk açısından ne kadar ciddi bir mesele haline geldiğini ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla bugün dünyanın önündeki soru yalnızca “ateşkes var mı?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Ateşkes varsa, neden siviller hâlâ ölüyor?

BİR TOPLUMUN HAYATINI YENİDEN KURMAK DA ATEŞKESİN PARÇASIDIR

Ateşkes ilan edildiğinde savaşın bütün sonuçları bir anda ortadan kalkmaz.

Tam tersine, ateşkes belki de en zor dönemin başlangıcıdır.

Çünkü bundan sonra enkaz kaldırılmalıdır.

Hastaneler ayağa kaldırılmalıdır.

Okullar yeniden açılmalıdır.

Su ve kanalizasyon sistemleri onarılmalıdır.

Tarım yeniden canlandırılmalıdır.

Çocuklar eğitime döndürülmelidir.

İnsanların psikolojik yaraları sarılmalıdır.

Ve en önemlisi, insanlar yeniden insan gibi yaşayabileceklerine inanmalıdır.

Bugün Gazze'deki tarım alanlarının ve seraların büyük bölümünün zarar gördüğüne, çiftçilerin ise ciddi güvenlik ve kaynak sorunları altında üretim yapmaya çalıştığına ilişkin haberler geliyor. Bu da savaşın yalnızca bugünü değil, bölgenin gelecekteki gıda güvenliğini de tehdit ettiğini gösteriyor.

Yani mesele sadece bombaların susması değildir.

Mesele hayatın yeniden başlamasıdır.

DÜNYA BAKMAYA DEVAM EDECEK Mİ?

Belki de en ağır soru budur.

Gazze'de çocuklar ölürken dünya kaç kez “endişeliyiz” diyecek?

Kaç kez “taraflara itidal çağrısı yapıyoruz” denilecek?

Kaç kez diplomatik toplantılar yapılacak?

Kaç kez bildiriler yayımlanacak?

Ve bütün bunlardan sonra sahada ne değişecek?

Çünkü diplomasi, insan hayatını koruyamadığı noktada yalnızca kelimelerden ibaret kalma tehlikesi taşır.

Bugün dünyanın ihtiyacı olan şey yeni sloganlar değil, uygulanabilir ve denetlenebilir bir ateşkes mekanizmasıdır.

Sivillerin korunması…

İnsani yardımın engelsiz ulaştırılması…

Hastanelerin ve sağlık çalışanlarının korunması…

Çocukların güvenliğinin sağlanması…

Esirlerin ve rehinelerin uluslararası hukuk çerçevesinde ele alınması…

Ve Gazze'nin yeniden yaşanabilir hale getirilmesi…

Bunların hiçbiri ertelenebilecek meseleler değildir.

SESSİZLİK TARAFSIZLIK DEĞİLDİR

Bugün yapılması gereken, nefretin dilini büyütmek değil; insan hayatının değerini savunmaktır.

İsrailli sivillerin hayatı da Filistinli sivillerin hayatı da değerlidir.

Bir çocuğun öldürülmesi, kim tarafından öldürüldüğüne göre daha az ya da daha fazla acı vermez.

Bir annenin evladını kaybetmesi, milliyetine göre değişmez.

Bir ailenin evinin yıkılması, bayrağına göre daha hafif değildir.

İnsan hayatının ölçüsü pasaport değildir.

Bu nedenle Gazze'de yaşananlara itiraz etmek, herhangi bir halka düşmanlık etmek anlamına gelmez.

Tam tersine, sivillerin korunmasını istemek insanlığın ortak sorumluluğudur.

Bugün yapılması gereken, şiddeti meşrulaştıran dili reddetmek; uluslararası hukukun uygulanmasını, insani yardımın ulaştırılmasını ve kalıcı bir siyasi çözüm için gerçek bir irade ortaya konulmasını talep etmektir.

Çünkü gerçek ateşkes;

bir bildiride yazan kelime değildir.

Bir basın toplantısında söylenen cümle değildir.

Bir müzakere masasındaki imza da tek başına yeterli değildir.

Gerçek ateşkes, Gazze'deki bir annenin gece çocuğunun başucunda korkmadan uyuyabilmesidir.

Gerçek ateşkes, bir çocuğun gökyüzüne baktığında uçak değil, uçurtma görebilmesidir.

Gerçek ateşkes, enkaz altından yardım çığlıklarının değil, yeniden kurulan bir hayatın sesinin yükselmesidir.

Ve gerçek barış, yalnızca silahların susması değil; insanların korkmadan, aç kalmadan, evinden edilmeden ve öldürülmeden yaşama hakkının güvence altına alınmasıdır.

Bugün Gazze bize bir kez daha şunu hatırlatıyor:

Ateşkes ilan etmek kolaydır.
Ateşi gerçekten söndürmek ise siyasi cesaret, hukuki sorumluluk ve insan hayatına saygı ister.

Dünya artık kelimeleri değil, sonuçları görmelidir.

Çünkü Gazze'de ateş tamamen sönmeden,
“bitti” demek yalnızca gerçeği ertelemektir.