Üniversite Kapısındaki Kilitleri Kırma Vakti: Giriş Serbest, Mezuniyet Sıkı!

Türkiye’de her yıl milyonlarca genç ve her yaştan vatandaş, geleceğini tek bir hafta sonuna sıkıştırılmış merkezi bir sınava emanet ediyor. Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), bir yandan başarıyı ölçmeye çalışırken diğer yandan eğitimde erişilebilirliğin ve "yaşam boyu öğrenmenin" önünde devasa bir baraj oluşturuyor. Oysa dijital çağın sunduğu imkanlar ve dünyanın başarılı örnekleri bize bambaşka bir şey fısıldıyor: Üniversiteye girmek değil, üniversiteden mezun olmak zor olmalı.

Peki, Türkiye dünyadaki "sınavsız üniversite" modellerini kendi altyapısıyla hayata geçiremez mi? Özellikle yaşı ilerlemiş, lise mezunu olan ama bir sebeple üniversite sıralarına oturamamış binlerce vatandaşımızın önü uzaktan eğitimle açılamaz mı?

Dünyanın Küresel Devleri Nasıl Yapıyor?

Bugün gelişmiş ülkelerde "açık kabul" (open admission) mantığı tıkır tıkır işliyor. İngiltere’deki The Open University veya İspanya’daki UNED gibi devasa yapılar, kapılarını lise diploması olan herkese sınavsız açıyor. Dünyanın ilk akredite online üniversitesi olan University of the People, isteyen herkese 2 veya 4 yıllık programlarda bilgisayar bilimlerinden işletmeye kadar eğitim veriyor.

Bu sistemlerde mantık çok basit: Girişte kimseyi elemiyorsunuz, eğitim hakkını herkese eşit sunuyorsunuz; ancak dönem sonu ve sene sonu sınavlarında standartları o kadar yüksek tutuyorsunuz ki, sadece dersi gerçekten öğrenen, teoriyi ve uygulamayı hazmeden kişi mezun olabiliyor.

Anadolu Üniversitesi Bu Devrimi Yapabilir mi?

Ülkemizde bu modelin altyapısı aslında sıfırdan kurulmak zorunda değil. Anadolu Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi bünyesindeki açık öğretim fakülteleri, milyonlarca öğrenciye aynı anda dijital materyal ulaştırabilecek, video dersler sunabilecek ve lojistik operasyonları yönetebilecek küresel çapta bir tecrübeye sahip.

Bugün Türkiye’de bir üniversite mezununa "Sınavsız İkinci Üniversite" hakkı tanınırken, sadece lise mezunu olan bir vatandaşa bu hakkın tanınmaması büyük bir tezat oluşturuyor. Teknik altyapımız hazır, eksik olan tek şey köklü bir YÖK reformu ve yasal mevzuat değişikliğidir.

Çözüm: Kademeli ve Sıkı Denetimli Model

Elbette tüm bölümleri sınavsız yapmak hem lojistik olarak hem de eğitim kalitesi açısından mümkün değil. Tıp, mühendislik veya mimarlık gibi yoğun laboratuvar ve pratik gerektiren alanlar mevcut sistemde kalmalıdır. Ancak teorik ağırlıklı belirli bölümler (İktisat, Sosyoloji, Yazılım Programcılığı, Tarih, Büro Yönetimi vb.) için kapılar sonuna kadar açılmalıdır.

Eğitim kalitesinin düşmemesi ve "diploma enflasyonu" yaşanmaması için önerdiğimiz modelin sac ayakları nettir:

1. Girişte Tek Şart: Lise ve dengi okul mezunu olmak. Yaş sınırı olmaksızın herkesin kaydı alınmalı.

2. Eğitimde Esneklik: %100 uzaktan eğitimle, iş hayatındaki veya evdeki vatandaşın kendi hızında ders takibi yapması sağlanmalı.

3. Çıkışta Ağır Denetim: Derse girmek ve dinlemek serbest olabilir, ancak o dersi geçmek için ÖSYM veya ilgili üniversitelerin koordinasyonunda yapılacak ortak, çok sıkı, gözetimli ve şeffaf dönem/yıl sonu sınavları uygulanmalıdır.

4. Eğitimde Fırsat Eşitliği İçin Ön açılmalı

Üniversite sadece 18-22 yaş arası gençlerin gittiği bir kampüs dönemi olmaktan çıkmalıdır. Yaşı ilerlemiş, hayata atılmış ama içinde ukde kalmış, kendini geliştirmek isteyen her lise mezununun bu hakkı teslim edilmelidir.

Eğitimin kalitesini düşürmeden, tam aksine erişilebilirliği artırarak toplumsal refahı yükseltmenin yolu, üniversite kapısındaki o katı kilitleri kırmaktan geçiyor. Unutmayalım ki; eğitimde adaleti giriş kapısında aramayı bıraktığımız gün, mezuniyet kalitesini yakalamış olacağız.