“Belki de tarih, bugün yaşananları bir yıkım değil; insanlığın yeniden kendine gelme anı olarak yazacaktır.”
Gerçekten 21. yüzyılda mıyız, yoksa gücün hukuku belirlediği eski çağların daha sofistike bir versiyonunda mı yaşıyoruz? İnsanlık; bilgi, teknoloji ve özgürlüklerin yükseldiği bir çağ hayal etmişti. Ancak bugün yaşanan gelişmeler, bu hayalin üzerini örten kalın bulutları gözler önüne seriyor.
Ramazan’ın manevi atmosferinde yaşanan saldırılar ve artan gerilimler, yalnızca coğrafyaları değil, vicdanları da hedef alıyor. İlk bakışta karanlık ve umutsuz görünen bu tablo karşısında, kadim bir hakikat zihnimizde yankılanıyor: “Rabbimiz buyuruyor (Bakara 216): ‘Sizin şer gördüğünüz bir işte hayır olabilir.’ O hâlde mesele, görünenin ötesine geçebilmekte; karanlığın ardındaki ışığı fark edebilmektedir. Bugün, bu karanlık tablo içinde parlayan ışıkları birlikte arayacağız.”
Küresel Düzeyde Sarsılan Dengeler
Son gelişmeler, uzun süredir sorgulanmadan kabul edilen bazı kabulleri ciddi biçimde sarsmıştır.
· Kibir kuleleri sarsıldı; “Dokunulmaz güç” algısı artık eskisi kadar mutlak değildir. Uluslararası sistemde belirli aktörlerin mutlak hâkimiyetine dayanan anlayış, yerini daha tartışmalı ve kırılgan bir yapıya bırakmaktadır.
· Gerçek niyetler ifşa oldu: Bölgedeki politikaların ardındaki önceliklerin daha net görülmesi, uluslararası kamuoyunda sorgulamayı artırmıştır. Bu durum, yalnızca bölge halklarının değil, küresel kamuoyunun da olaylara daha eleştirel yaklaşmasına zemin hazırlamaktadır.
· Avrupa’da cesaretin uyanmasına neden oldu: Avrupa’da yükselen farklı sesler ve daha bağımsız söylemler, uzun süredir bastırılmış bir siyasi refleksin yeniden ortaya çıkabileceğine işaret etmektedir. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in yiğit tavrı, Avrupa’da korku duvarlarını çatlatan bir yıldırım gibi oldu. İtalya, Almanya ve İngiltere’den yükselen sesler, zulme karşı bir vicdan korosu oluşturdu.
Vicdanların ve Toplumların Uyanışı
Bu süreç yalnızca devletler düzeyinde değil, toplumlar nezdinde de önemli kırılmalara yol açmaktadır.
· ABD içinde vicdanî sorgulama: ABD içinde artan eleştiriler, demokratik reflekslerin hâlâ canlı olduğunu göstermektedir. Körü körüne destek anlayışı yerini sorgulamaya bırakırken, kamuoyunda daha dengeli bir bakış açısı filizlenmektedir.
· Küresel kamuoyunda farkındalık arttı: Medya tekellerinin etkisinin zayıflamasıyla birlikte alternatif bilgi kanalları güç kazanmakta; farklı bakış açıları daha geniş kitlelere ulaşmaktadır. Bu da tek taraflı anlatıların sorgulanmasını kolaylaştırmaktadır.
· Genç nesillerde bilinçlenme arttı: En dikkat çekici gelişmelerden biri ise genç nesillerde oluşan bilinçtir. Yaşananlar, adalet, hak ve özgürlük kavramlarının yeniden düşünülmesine vesile olmakta; daha duyarlı ve sorgulayan bir kuşağın ortaya çıkmasına katkı sağlamaktadır.
İslam Dünyası Açısından Yeni İmkânlar
Krizler çoğu zaman ayrışmayı derinleştirir; ancak bazen de ortak bir bilinç doğurur.
· Mezhep duvarlarında çatlaklar oluşmaya başladı : Farklı mezhep ve kimliklere sahip toplulukların benzer acılar karşısında birbirine yaklaşması, uzun süredir devam eden ayrılıkların sorgulanmasına neden olabilir.
· Müslüman halklar arasında duygusal yakınlaşma sağladı: Acı, çoğu zaman birleştirici bir unsurdur. Ortak hassasiyetler, kalpler arasında yeni köprüler kurabilir.
· İslâm ülkeleri için ortak irade ihtimali doğdu: Bu süreç, İslam dünyasında yalnızca duygusal bir yakınlaşma değil, aynı zamanda daha somut bir dayanışma ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Ortak tehdit algısı, ülkeleri ve toplumları daha fazla iş birliğine yöneltebilir. Dış baskılar, uzun süredir ertelenen birlik ve dayanışma arayışlarını hızlandırabilir.
· Uluslararası hukuk yeniden tartışılmaya başlandı: Uluslararası hukukun etkinliği ve adaleti de yeniden tartışmaya açılmıştır. Mevcut sistemin eksiklikleri daha görünür hâle gelirken, daha adil ve kapsayıcı bir düzen ihtiyacı yüksek sesle dile getirilmektedir.
Tarih, büyük kırılmaların aynı zamanda büyük dönüşümlere kapı araladığını gösterir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan yeni uluslararası düzen bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Bugün yaşananlar da benzer bir sorgulama sürecinin habercisi olabilir.
Elbette hiçbir acı, hiçbir kayıp “iyi” olarak nitelendirilemez. Ancak insanlık, yaşadığı her krizden bir ders çıkarabilirse, bu acılar anlam kazanır. Asıl mesele, bu süreçleri doğru okuyabilmek ve aynı hataları tekrar etmemektir.
Belki de bugün yaşananlar, yalnızca bir çatışma değil; insanlığın yeniden kendine gelme sürecidir. Ve belki de tarih, bu dönemi bir yıkım olarak değil, hakikatin daha gür bir sesle dile getirilmeye başlandığı bir eşik olarak yazacaktır.
Çünkü bazen en uzun geceler, en aydınlık sabahların habercisidir.
Next