Bir Bayramlık Adalet Hikâyesi; Demirel’in Fıkrasındaki Türkiye

Türkiye’de adalet tartışmaları yeni değil. Dün vardı, bugün var, muhtemelen yarın da olacak. Ancak mesele yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlarla sınırlı değildir. Asıl önemli olan, toplumun adalete duyduğu güvendir. Çünkü adalet yalnızca mahkeme kararlarıyla değil, vatandaşın vicdanında verdiği hükümle ayakta kalır. Hukukun tartışıldığı yerde devlet yıpranır; adaletin tartışıldığı yerde ise toplum yorulur.

İşte tam da bu noktada, merhum Süleyman Demirel’in yıllar önce anlattığı “Karakuşi Kadı” fıkrası, bugünü anlamak için hâlâ güçlü bir ayna gibi karşımızda durmaktadır.

Demirel’in siyasette en dikkat çeken yönlerinden biri, uzun nutuklardan ziyade kısa hikâyelerle derin mesajlar verebilmesiydi. Hafızası kadar, halkın zihninde yer eden nükteli anlatımı da unutulmadı. “Karakuşi Kadı” fıkrası da bu anlatımların en çarpıcı örneklerinden biridir.

Halk arasında mantıksız, keyfî ve çelişkili hükümler için kullanılan “Karakuşi karar” tabiri de işte buradan gelir.

Ben de bu mübarek Kurban Bayramı vesilesiyle, bayramlık olması dileğiyle bu fıkrayı yorumlayarak siz kıymetli okuyucularımla paylaşmak istedim.

Demirel’e ülkenin durumu hakkındaki düşüncelerini sormuşlar. O da, “Bakın size bunu bir fıkrayla anlatayım…” diyerek söze başlamış:

Osmanlı döneminde yolsuzluklarıyla ün salmış Karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün önünden geçtiği fırından gelen güzel kokuya yönelmiş; vitrinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek varmış. Karakuşi Kadı, fırıncıya:

“Ben bunu aldım” demiş.

Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.

Az sonra asil sahibi gelip ördeğini sorduğunda fırıncı boynunu büküp:

“Uçtu…” deyince iş kavgaya dönüşmüş.

Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış… Gayrimüslim de peşinde kovalıyormuş…

Bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın çocuğunu düşürmüş, kocası da fırıncının peşine takılmış. Can havliyle kaçan fırıncı bu kez çarpıp bir Yahudi vatandaşı yere devirmiş. O da kızıp peşlerine katılmış.

Sonunda zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı’nın huzuruna çıkarmışlar.

Kadı sırayla şikâyetleri dinlemeye başlamış.

Ördeğin sahibi:

“Bu adam ördeğimi hiç etti” diye şikâyet etmiş.

Karakuşi Kadı, fırıncıya dönüp:

“Ne yaptın bu adamın ördeğini?” diye sormuş.

Fırıncı:

“Uçtu” demiş.

Kadı kara kaplı defteri açmış:

“Ördeğin karşısında ‘tayyar’ yazılı. Tayyar, ‘uçar’ anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değildir” diyerek fırıncıyı kurtarmış.

Sıra gözü çıkan gayrimüslime gelmiş. Kadı yine kara kaplı defterden bir madde bulmuş:

“Her kim gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o Müslümanın bir gözü çıkarıla…”

Davacı itiraz etmiş:

“Ama benim bir gözüm çıktı!”

Karakuşi Kadı sakalını sıvazlayıp cevap vermiş:

“Şimdiii… Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun bir gözünü çıkaracağız.”

Bunu duyan adam korkudan şikâyetinden vazgeçmiş. Böylece fırıncı bu davadan da beraat etmiş.

Sıra çocuğunu düşüren kadının kocasına gelmiş.

Karakuşi Kadı:

“Tamam” demiş, “Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.”

Adam da dehşet içinde şikâyetini geri çekmiş.

Fırıncı yine kurtulmuş.

Sonunda kadı dönüp Yahudi vatandaşa sormuş:

“Senin şikâyetin nedir bre?”

Adam bir süre düşünmüş, sonra ellerini açıp şöyle demiş:

“Ne diyeyim kadı efendi… Adaletinle bin yaşa sen, e mi!..”

Aradan yıllar geçse de bazı fıkralar eskimiyor. Çünkü mesele yalnızca bir hikâye değil; toplumun adalete bakışını anlatan bir hafıza meselesidir.

Millet bazen verilen karardan çok, o kararın vicdana uyup uymadığına bakar. Çünkü hukuk korkuyla değil, güvenle ayakta kalır. Adalet terazisi şaştığında insanlar mahkemeden önce birbirine olan güvenini kaybeder.

Bu vesileyle Kurban Bayramı’nın milletimize huzur, barış, kardeşlik ve gerçek anlamda adalet duygusu getirmesini diliyor; tüm okuyucularımın bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.

Bayramınız mübarek olsun.