"Ya Sizi Duyan Biri Varsa?" Sahipsiz Değilsin Yalnızlığın En Güçlü İlacı: Dua

Kalabalıklar arttı...

İletişim araçları çoğaldı...

Mesafeler kısaldı...

Ama insanın yalnızlığı bitmedi.

Belki de çağımızın en büyük problemlerinden biri budur:

Duyulmak isteyen milyonlarca insan...

Birçok kişi şu cümleleri kuruyor:

"Beni kimse anlamıyor."

"Beni kimse dinlemiyor."

"Beni kimse önemsemiyor."

İnsan anlaşılmak ister.

Derdini paylaşmak ister.

İçindekileri anlatmak ister.

Sevinçlerini bölüşmek, acılarını hafifletmek ister.

Bu son derece insani bir ihtiyaçtır.

Nitekim bugün dünyanın birçok yerinde insanlar, yalnızca kendilerini dinleyecek birini bulabilmek için ciddi ücretler ödüyor.

Çünkü paylaşılmayan yük ağırlaşır.

Söylenemeyen sözler insanın içinde birikir.

Ve bazen insanı yoran şey, yaşadığı problemlerden çok, onları anlatacak bir gönül bulamamaktır.

Fakat burada önemli bir soru var:

Ya insanların duymadığı yerde bizi duyan biri varsa?

Ya kimse anlamadığını düşündüğün anda bile, seni senden daha iyi bilen birisi varsa?

İşte dua, tam da bu noktada farklı bir anlam kazanır.

Dua yalnızca istemek değildir.

Dua, insanın sahipsiz olmadığını fark etmesidir.

Kalbinden geçenleri bilen bir Rabbin varlığını hissetmesidir.

Sessiz gözyaşlarının...

Söylenmemiş cümlelerin...

Kimseye anlatamadığı kırgınlıkların bile duyulduğunu bilmektir.

Bediüzzaman Said Nursî'nin şu ifadesi, bu hakikati ne kadar güzel anlatır:

"Dua eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder."

İnsan bazen çözüm arar.

Bazen de sadece dinlenilmek ister.

Çünkü çoğu zaman bütün problemlerimiz hemen çözülmese bile, anlaşıldığımızı hissetmek bize nefes aldırır.

Belki herkes bizi anlamayabilir.

Belki herkes bizi dinlemeyebilir.

Belki en yakınlarımız bile içimizden geçenleri tam olarak bilemeyebilir.

Fakat bizi bizden daha iyi tanıyan...

Kalbimizin en gizli seslerini işiten...

Gözyaşlarımızın dilini bilen...

Bir Rabbimizin olduğunu hissetmek, yalnızlığın en güçlü ilacıdır.

Belki de mutluluğun formülü, herkes tarafından anlaşılmayı beklemekte değil; bizi daima anlayan bir Rahmân'ın huzurunda kalbimizi açabilmektedir.

Çünkü insanın en büyük yalnızlığı, kimsesizlik değil; sahipsiz olduğunu düşünmesidir.

Ve insan bilir ki;

Yeryüzünde kimse onu dinlemese bile, semada onu işiten bir Rabbi vardır.

Bir sonraki yazımızda, mutluluğun önündeki başka bir perdeyi aralayacağız:

"Kendimi Başkalarıyla Kıyaslıyorum ve Mutsuz Oluyorum."

Başkalarının hayatına bakarak neden kendi mutluluğumuzu gölgeliyoruz?

Kıyaslamak insanı neden tüketiyor?

Ve insan, sahip olduklarının kıymetini yeniden nasıl fark edebilir?

Bu soruların cevabını birlikte arayacağız.

Kalbinizde huzur, gönlünüzde duyulduğunu bilmenin güveni eksik olmasın...