Asıl güzellik, yüzümüzde değil; kalbimizde taşıdığımız merhamet, dürüstlük ve güzel ahlaktadır.Her şey ya bizzat güzeldir ya da neticeleri itibarıyla güzeldir"

Hiçbir çağda insanlar dış görünüşleriyle bu kadar meşgul olmamıştı.

Sosyal medya ekranlarında kusursuz yüzler...

Filtrelerle değiştirilmiş fotoğraflar...

Bitmek bilmeyen güzellik standartları...

Ve aynaya baktığında kendini eksik gören milyonlarca insan...

Özellikle gençler arasında sıkça duyulan bir cümle var:

"Keşke daha güzel olsaydım."

Belki de insanın kendine sorduğu en zor sorulardan biri budur:

"Güzel değil miyim?"

Peki gerçekten mutluluğun ölçüsü güzellik mi?

Eğer öyle olsaydı, dünyanın en güzel insanlarının en mutlu insanlar olması gerekirdi.

Oysa hayat bize farklı şeyler söylüyor.

Çünkü insanın değeri yüzünde değil, özündedir.

Güzellik dediğimiz şey de sandığımız kadar kesin ve değişmez değildir.

Bir insanın güzel bulduğunu başka biri sıradan görebilir.

Bir toplumun beğendiğini başka bir toplum beğenmeyebilir.

Demek ki güzellik sandığımız kadar mutlak değildir; biraz da bakış açısıyla ilgilidir.

Bediüzzaman Said Nursî ise meseleye çok daha derin bir pencereden bakar:

"Her şeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde hakikî bir hüsün ciheti vardır. Kâinattaki her şey ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibarıyla güzeldir."

Gerçekten de öyledir.

Yağmur yağarken çamuru görürüz.

Fakat bahar geldiğinde o çamurun altından çıkan rengârenk çiçekleri hayranlıkla seyrederiz.

Kışın sertliğinden şikâyet ederiz.

Ama onun bahara hazırlık olduğunu sonradan anlarız.

Zahiren hoş görünmeyen birçok şey, neticeleri itibarıyla güzelliklere vesile olur.

İnsan da böyledir.

Belki sahip olamadığımız bazı özellikler bizi fark etmediğimiz tehlikelerden koruyordur.

Belki Rabbimiz vermediği şeylerle de bize merhamet ediyordur.

Çünkü her nimetin bir imtihanı olduğu gibi, her eksikliğin de bir hikmeti olabilir.

Hatta bazen insanların imrendiği güzellikler, beraberinde görünmeyen yükler ve ağır imtihanlar da getirebilir.

Bu yüzden bir nimetin değerini sadece görünen tarafıyla ölçmek doğru değildir.

Önemli olan yalnızca dış görünüş değil, onun insana ne kazandırdığıdır.

Asıl güzellik, insanın yüzünde değil; kalbinde taşıdığı merhamette, dürüstlükte, sadakatte ve güzel ahlakta gizlidir.

Çünkü yıllar yüzlerdeki güzelliği azaltabilir.

Saçlara aklar düşebilir.

Yüzlerde kırışıklıklar oluşabilir.

Fakat güzel bir karakter, yaş aldıkça daha da kıymetlenir.

İnsanların kalbinde iz bırakan da çoğu zaman yüz güzelliği değil, gönül güzelliğidir.

Üstelik iman nazarıyla bakıldığında, bu dünyadaki eksiklikler ebedî değildir.

İnsan yalnız bugünkü hâliyle değerlendirilen bir varlık değildir.

Onun önünde sonsuz bir hayat vardır.

Dinî kaynaklarda cennet ehlinin güzelliği öyle tasvir edilir ki, dünyadaki bütün kusurlar geride kalır.

Cennet ehli kadınlar güzellikte öyle bir kemale ulaşacaktır ki, dünyanın en göz kamaştırıcı güzellikleri bile onun yanında sönük kalacaktır.

Bu da bize gösteriyor ki, bugün eksik gördüğümüz şeyler sonsuza kadar bizimle kalmayacaktır.

Belki de aynaya biraz daha az, kalbimize biraz daha fazla bakmanın zamanı gelmiştir.

Çünkü mutluluk kusursuz bir yüze sahip olmakta değil; Allah'ın verdiği nimetleri hikmetiyle kabul edebilmektedir.

İnsan yüzüyle değil, taşıdığı mânâ ile değerlidir.

Ve gerçek güzellik, göze hitap eden değil; kalbe dokunandır.

Çünkü yüzler zamanla değişir; fakat gönülde biriken güzellikler insanla birlikte sonsuzluğa yürür.

Bir sonraki yazımızda, mutluluğun önündeki başka bir perdeyi aralayacağız:

"Hastalıklar Beni Mutsuz Ediyor."

İnsan neden hastalanır?

Acı ve sıkıntılar gerçekten anlamsız mıdır?

Yoksa bazen en ağır görünen hastalıklar bile görünmeyen rahmetlerin ve hikmetlerin kapısını mı aralar?

Bu soruların cevabını birlikte arayacağız.

Kalbinizde huzur, gönlünüzde umut eksik olmasın...