Gerçeği saklayan kalemler toplumu aydınlatamaz. Çıkar uğruna susanlar, yalnızca hakikati değil; bir toplumun vicdanını, adalet duygusunu ve geleceğini de karartırlar.
Bir gün bir tilkinin kuyruğu kayaya sıkışmış. Ne kadar uğraşmışsa da kurtulamamış. Sonunda özgürlüğüne kavuşabilmek için kuyruğunu kesmek zorunda kalmış. Ancak bu durum onu derinden utandırmış. Kuyruğunu kaybetmenin verdiği mahcubiyetle yaşamak istememiş ve kendi kusurunu normal gösterebilmek için bir plan kurmuş.
Diğer tilkileri etrafına toplamış ve şöyle demiş:
“Bu kuyruk ne gereksiz bir yükmüş! Ondan kurtulduğumdan beri çok rahatım. Adeta sevincimden havalara uçuyorum. Siz de kuyruğunuzu kesin; o zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız.”
Sözlerine inanan tilkilerden biri kuyruğunu kesmiş. Fakat beklediği mutluluğu bulmak bir yana, büyük bir acıyla karşılaşmış. Hemen ilk tilkinin yanına koşup:
“Bana neden yalan söyledin? Çok canım acıyor!” demiş.
Tilki ise şu cevabı vermiş:
“Eğer yaşadığın acıyı diğer tilkilere söylersen onlar kuyruklarını kesmezler. Üstelik bizimle de alay ederler.”
Bunun üzerine iki tilki birlikte hareket etmiş ve diğerlerine yaşadıkları sözde mutluluğu anlatmaya başlamışlar. Zamanla birçok tilki onlara inanmış ve kuyruğunu kesmiş. Çoğunluğu ele geçirdiklerinde ise bu kez kuyruğu kalanlarla alay etmeye, onları küçümsemeye ve dışlamaya başlamışlar.
Fakat içlerinden biri gerçeği görmüş ve şu soruyu sormuş:
“Eğer kuyruğun hâlâ yerinde olsaydı, bize bunu tavsiye eder miydin?”
İşte bu hikâye, yalnızca bireyleri değil, toplumları yönlendiren çıkar odaklı anlayışların da güçlü bir sembolüdür.
Bugün bazı medya kuruluşlarının ve basın organlarının düştüğü durum bundan farklı değildir. Gerçeği söylemek yerine çıkar çevrelerinin sesi olan, hakikati perdeleyip topluma sahte mutluluk tabloları sunan bir anlayış giderek yaygınlaşmaktadır. Oysa basının asli görevi; toplumu aydınlatmak, doğruyu araştırmak, haksızlıkları ortaya çıkarmak ve halkın vicdanını diri tutmaktır.
Ne var ki bazı kalemler doğruların peşinden gitmek yerine menfaatin peşinden koşmaktadır. Tıpkı kuyruğunu kaybeden tilki gibi yaşanan yanlışları gizlemekte; acıyı, adaletsizliği ve yozlaşmayı perdeleyerek topluma pembe bir tablo çizmektedir. Böylece yanlışlar sıradanlaşmakta, toplumun gerçekleri görme kabiliyeti zayıflamaktadır.
Daha da tehlikelisi, çoğunluğun yalanlara alışmasıdır. Gerçeği söyleyenler yalnızlaştırılmakta, hakikati savunan gazeteciler, dürüst aydınlar ve vicdan sahibi insanlar sistemin beklentilerine boyun eğmedikleri için dışlanmakta ve çeşitli baskılara maruz bırakılmaktadır.
Aslında mesele yalnızca basın meselesi değildir. Bu durum, toplumun karşı karşıya kaldığı daha büyük bir ahlaki erozyonun yansımasıdır. Rüşveti sıradanlaştıran, edepsizliği normalleştiren, çıkarı ahlakın önüne koyan zihniyet; önce yanlışları meşrulaştırır, ardından bu yanlışlara uymayanları hedef hâline getirir. Namuslu insanlar doğruluktan taviz vermedikleri için yalnız bırakılır; dürüstlük ise kimi zaman safdillik gibi gösterilir.
Yozlaşmanın arttığı toplumlarda bozuk insanlar kendilerini çoğunluk ilan eder. Çoğunluğun gücüyle doğruyu savunanları susturmaya çalışırlar. Değerler küçümsenir, ahlak geri kalmışlık gibi sunulur, adalet zayıflar ve liyakat yerini kayırmacılığa bırakır. Sonunda toplumun vicdanı körelir; insanlar yanlışla doğruyu ayırt etmekte zorlanır hâle gelir.
Oysa gerçek mutluluk, kuyruğunu kesip eksikliği fazilet gibi göstermekte değildir. Gerçek mutluluk; doğrulukta, dürüstlükte ve adalette saklıdır. Bir toplumun yeniden ayağa kalkması da çoğunluğun yanlışına teslim olmakla değil, azınlıkta kalsa bile doğruyu haykıran insanların cesaretiyle mümkündür.
24 Temmuz'da kutlanan Basın Özgürlüğü Günü'nün gerçek anlamı da burada yatmaktadır. Basının bayramı yalnızca özgür olmak değil, özgürlüğü hakikatin hizmetinde kullanabilmektir. Çünkü toplumların geleceği, çıkarın yanında duran kalemlerle değil; bedeli ne olursa olsun gerçeği yazan yürekli kalemlerle şekillenir.
Bir toplumun çöküşü, yalanın doğru kabul edildiği gün başlar. Yanlışlar çoğaldıkça onları savunanların sayısı artabilir; fakat çoğunluk olmak, hiçbir zaman haklı olmak anlamına gelmez.
Kurtuluş; sürünün peşinden gitmekte değil, hakikatin peşinden gitmektedir. Çünkü kalem gerçeği yazdığı sürece değerlidir. Aksi hâlde mürekkep akıtır; fakat karanlığı büyütmekten başka bir işe yaramaz.
Next