İsimler değişse de hakikat değişmez. Gerçek cumhuriyet; baskının değil adaletin, şahıs hâkimiyetinin değil hukukun üstünlüğünün adıdır.

Bugün insanlığın en kıymetli kavramları maalesef içi boşaltılmış sloganlara dönüştürülüyor. Cumhuriyet, medeniyet ve kanun gibi milletlerin huzuru için var olması gereken değerler; kimi zaman baskının, yozlaşmanın ve zulmün örtüsü hâline getiriliyor. Cumhuriyet adına istibdat kuruluyor, medeniyet adına sefahat yaygınlaştırılıyor, kanun adına ise adalet çiğneniyor.

İstibdâd-ı mutlaka “cumhuriyet” nâmı vermekle, irtidâd-ı mutlakı rejim altına almakla, sefâhet-i mutlaka “medeniyet” ismi vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye “kanun” ismini takmakla hakikat değişmez. Bediüzzaman Said Nursî’nin ifadesiyle: “Tebeddül-ü esmâ ile hakikat tebeddül etmez.” Yani isimlerin değişmesi, mahiyetin değiştiği anlamına gelmez. Bir rejime “cumhuriyet” demek onu otomatik olarak adil yapmaz. Nasıl ki adı “Zeki” olan bir insanın zekâsı yalnız isimle artmıyorsa, yahut fakir bir insanın adını “Ganî” koymak onu zengin etmiyorsa; sadece tabela değiştirmek de hakikati değiştirmez.

Bugün dünyada 145 ülke cumhuriyetle yönetiliyor. Ancak cumhuriyet olmak tek başına adaletin garantisi değildir. Kuzey Kore, Çin, Vietnam, İran, Küba ve benzeri otoriter sistemler de kendilerini “cumhuriyet” olarak tanımlıyor. Cumhuriyet adı vardır; fakat özünde baskı, tek parti anlayışı ve totaliter düzen hâkimdir.

Öte yandan İngiltere, Norveç, İsveç, Belçika, Kanada ve Japonya gibi monarşiyle yönetilen 43 ülkede demokratik hukuk düzeni işleyebilmektedir. Krallık sembolik bir makam olarak kalırken; halk iradesi, özgür seçimler ve bağımsız yargı sistemiyle korunmaktadır.

Bu tablo bize açık bir hakikati gösteriyor: Mesele isimlerde değil, özdedir. Cumhuriyet adıyla zulüm yapılabileceği gibi, monarşi adı altında da özgürlük yaşatılabilir. Yönetim biçimi tek başına demokrasiyi garanti etmez. Asıl önemli olan, sistemin hangi ilkeler üzerine kurulduğudur.

Hakikî cumhuriyet; şahısların değil kanunun hâkim olduğu, adaletin güçten üstün tutulduğu bir sistemdir. Kuvvetin hakka hizmet ettiği yerde huzur vardır. Fakat hakkın kuvvete teslim edildiği yerde, hangi isim kullanılırsa kullanılsın sonuç istibdattır.

Cumhuriyetin gerçek anlamda millet iradesini temsil etmesi; liyakatin sadakatin önüne geçmesi, ehliyetin esas alınması ve adaletin herkes için eşit uygulanmasıyla mümkündür. Tarih boyunca toplumları ayakta tutan şey, isimler değil sağlam ilkelerdir. Cumhuriyetimizi, ancak demokrasiyle taçlandırdığımızda hakikî anlamına kavuşturabiliriz.

Ancak toplumsal çöküşün sebebi yalnızca siyasî bozukluk değildir. Bediüzzaman’a göre asıl mesele, “küfr-ü mutlak” denilen manevî çöküştür. İmanın zayıfladığı yerde ahlâk da zayıflar; ahlâkın çöktüğü yerde ne hukuk ayakta kalabilir ne de hürriyet yaşayabilir. Bu sebeple çözüm, yalnızca siyasî sistem değişikliği değil; aynı zamanda güçlü bir iman ve ahlâk seferberliğidir.

Risale-i Nur’un ortaya koyduğu yaklaşım tam da bu noktada dikkat çekicidir. Kur’an hakikatlerini aklî delillerle izah eden bu eserler, yalnız bireysel inancı değil; toplumsal huzurun temelini de güçlendirmeyi hedefler. Çünkü iman yalnız vicdanın değil, aynı zamanda sosyal düzenin de mayasıdır.

Bediüzzaman’ın medeniyet anlayışı da bugünün dünyasına önemli bir alternatif sunmaktadır. Taklitçi ve sefih bir medeniyet yerine; fazileti, hürriyeti ve ahlâkı esas alan bir medeniyet… İnsanlığı tüketimle değil değerle yükselten bir anlayış… Çünkü sefahat toplumları içten çökertir; fazilet ise milletleri ayakta tutar.

Onun ortaya koyduğu reçete ise son derece nettir:

  • Cehalete karşı ilim
  • Zarurete karşı üretim
  • İhtilafa karşı ittifak

İslam dünyasının yeniden ayağa kalkabilmesi için bu üç temel meselede güçlü bir dirilişe ihtiyaç vardır. Eğitimde ilerleme olmadan kalkınma olmaz. Üretim olmadan bağımsızlık korunamaz. Birlik olmadan da güç oluşmaz.

Bediüzzaman’ın savunduğu “adalet-i mahza” anlayışı ise bütün bu sistemin merkezindedir. Yani bir kişinin hakkını dahi toplum menfaati adına feda etmeyen mutlak adalet anlayışı… Çünkü adaletin olmadığı yerde devlet büyüse bile millet küçülür.

Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey aynıdır:

  • İstibdada karşı hürriyet
  • Zındıkaya karşı iman
  • Sefahate karşı fazilet
  • Cehalete karşı ilim
  • İhtilafa karşı ittifak

Çünkü hakikat eskimez. Zaman değişse de insanın adalet, ahlâk ve hakikat ihtiyacı değişmez. Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu bu prensipler, yalnız bir döneme değil; bütün çağlara hitap eden köklü bir medeniyet tasavvurudur.