8 Mart Dünya Kadınlar Günü, yalnızca bir anma veya kutlama günü değildir. Bu tarih, insanlığın kendi vicdanıyla yüzleştiği gündür.
Kıymetli okuyucularım,
Tarih bazen insanlığa acı bir ayna tutar.
Bugün de o aynaya baktığımızda garip bir çelişki görüyoruz:
Kadını küçümseyen anlayışlar “ilerleme” diye alkışlanıyor; kadına onur, hak ve şahsiyet kazandıran değerler ise “gericilik” suçlamasıyla karşılanıyor.
O hâlde sormak zorundayız:
Hakikat terazisinde gerçekten kim ilerici, kim geride kalmıştır?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, yalnızca bir anma veya kutlama günü değildir. Bu tarih, insanlığın kendi vicdanıyla yüzleştiği gündür.
Çünkü asıl mesele şudur:
Kadına gerçekten ne kadar değer veriyoruz?
İnsanlık tarihi incelendiğinde acı bir gerçek ortaya çıkar:
“medeniyetin kurucuları” olarak anlatılan birçok düşünce geleneği incelendiğinde, kadının uzun asırlar boyunca insanlık onurundan uzak bir konuma itildiği görülür.
Kadın kimi zaman eksik sayılmış, kimi zaman akıldan yoksun görülmüş, kimi zaman yalnızca erkeğin hizmetinde bir varlığa indirgenmiştir.
Antik toplumlarda miras hakkı yoktu.
Bazı coğrafyalarda kocası ölünce kadın da ateşe atılırdı.
Eğitim birçok yerde kadın için yasaktı.
Câhiliye Arap toplumunda ise kız çocukları utanç sayılarak diri diri toprağa gömülüyordu.
Bu manzara bize şunu gösterir: İnsanlık uzun süre adaletle değil, güçle hükmetti
İslâm’ın Sessiz Devrimi
Tam bu karanlık çağın ortasında İslâm doğdu.
Ve büyük bir gürültü koparmadan, fakat insanlık tarihini değiştiren bir devrim gerçekleştirdi. Kur’ân insanı kadın ve erkek diye ayırmadı; “tek nefisten yaratılmış insan” olarak tanımladı. Değer ölçüsünü cinsiyet değil, takva ve ahlak yaptı.
Kadın:
· miras hakkı kazandı,
· mülkiyet sahibi oldu,
· evlilikte rızası esas kabul edildi,
· mehir ve nafaka güvencesine kavuştu,
· hukuki şahsiyet elde etti.
“Nisâ” adını taşıyan bir sûrenin varlığı bile bu dönüşümün sembolüdür.
İslâm, kadını korunacak bir nesne değil; emanet ve şahsiyet sahibi bir insan olarak konumlandırdı.
Kur’an-ı Kerim’de kadın ve erkek, insan olma sorumluluğunda eşit kabul edilir. İyilikte yarışmak, sabırda direnmek, merhamette derinleşmek her mümin için ortak bir çağrıdır.
Kadın bu çağrının hayat bulduğu en güçlü merkezlerden biridir. Toplumu ayakta tutan görünmez bağların çoğu, kadının sabrı, emeği ve fedakârlığıyla örülür.
Peygamber Efendimizin Kadın Anlayışı
Hz. Peygamber’in hayatı, bu anlayışın pratiğe dönüşmüş hâlidir.
“Cennet annelerin ayakları altındadır.” buyruğu, anneliği sadece biyolojik bir rol olmaktan çıkarıp medeniyet kurucu bir makam hâline getirdi.
O,
- kız çocuklarını müjde saydı,
- kadınlara şiddeti kesin biçimde reddetti,
- aile içi merhameti iman ölçüsü yaptı,
- “Sizin en hayırlınız, ailesine en iyi davrananınızdır.” diyerek erdemin merkezine kadına muameleyi yerleştirdi.
Kadın, ilk kez insanlık vicdanının merkezine yerleştirildi.
İslâm medeniyetinde kadın sadece hukuki haklara sahip olmadı; aktif bir özne hâline geldi.
Hz. Meryem iffetin sembolü oldu.
Âsiye zulme karşı imanın direncini temsil etti.
Hz. Hatice ticaret hayatında dirayetin ve fedakârlığın örneği oldu.
Hz. Âişe ilimde otoriteye dönüşerek ümmete rehberlik yaptı.
Hz. Fâtıma ahlak ve nezaketin timsali olarak nesiller yetiştirdi.
Bu örnekler, İslâm’ın kadını hayatın dışına itmediğini; aksine medeniyetin merkezine yerleştirdiğini açıkça gösterir.
8 Mart: Kutlama mı, Vicdan Muhasebesi mi?
8 Mart, kadın işçilerin insanca yaşam mücadelesinden doğdu. 1977’de Birleşmiş Milletler tarafından resmî gün ilan edildi.
Fakat bugün sorulması gereken soru şudur:
Kadına saygı bir günün sloganı mı olacak, yoksa hayatın ahlakı mı?
Kadına yönelik şiddet yalnızca sosyal bir problem değildir; toplumun vicdanında açılmış derin bir yaradır.
Çünkü kadın incinirse toplum yaralanır; Kadın değersizleşirse merhamet zayıflar.
Medeniyet gökdelenlerle değil, vicdanla kurulur.
Dilimizdeki üslup, aile içindeki davranışlarımız, çalışma hayatındaki adaletimiz ve sosyal medyadaki tavrımız… Hepsi kadına verdiğimiz değerin aynasıdır.
İslâm’ın kadına bakışı onu hayattan koparmak değil; onurunu, emeğini ve şahsiyetini koruyarak toplumun merkezinde tutmaktır.
Bugün 8 Mart vesilesiyle yeniden hatırlayalım:
Kadın, insanlığın vicdanıdır.
Ona değer vermek, insanlığı korumaktır.
Tarihin büyük kısmı kadına zulmetmiş olabilir.
Fakat hakikat şunu göstermektedir:
Kadına bakış, toplumun aynasıdır.
İslâm ise bu aynayı temiz tutan en güçlü vicdandır.
