Yapay zekâ eğitimde hız kazandırıyor ama düşünme becerilerini zayıflatma riski de büyüyor. Sorun teknoloji değil; onu nasıl ve ne amaçla kullandığımız.
Türkiye’de eğitim uzun süredir sınav, müfredat ve fırsat eşitsizliği tartışmalarıyla gündemde. Şimdi bu tabloya bir de yapay zekâ eklendi. Öğrenciler birkaç saniyede ödev hazırlayabiliyor, öğretmenler ise kimin gerçekten öğrendiğini ayırt etmekte zorlanıyor. Teknoloji hızla ilerliyor; eğitim sistemi ise bu hıza hazırlıksız yakalanmış durumda.
Yapay zekâ elbette başlı başına bir tehdit değil. Aksine, doğru kullanıldığında eğitimde ciddi fırsatlar sunabilir. Öğrenciye özel öğrenme imkânları, eksiklerin hızlı tespiti, öğretmenlerin iş yükünü hafifleten analiz sistemleri bunlardan sadece bazıları. Sorun teknolojide değil; denetimsiz, yönsüz ve amaçsız kullanımda.
Bugün sahadaki gerçeklik şudur:
Öğrencilerin önemli bir kısmı yapay zekâyı öğrenmek için değil, kurtulmak için kullanıyor. Ödevden kurtulmak, okumaktan kurtulmak, düşünmekten kurtulmak… Bu tabloyu yalnızca “öğrenci tembelliği” ile açıklamak kolaycılık olur. Asıl sorumluluk, bu dönüşüme hazırlık yapmayan eğitim politikalarındadır.
Eğitim, sadece sonuç üretme süreci değildir. Eğitim; emek, hata, tekrar ve düşünme sürecidir. Yapay zekâ bu sürecin yerine geçtiğinde, öğrencinin zihinsel gelişimi durur. Ortaya çıkan şey bilgi sahibi bireyler değil, hazır metin teslim eden gençler olur.
Bir diğer önemli mesele bilgi güvenilirliğidir. Yapay zekânın ürettiği her bilgi doğru değildir. Ancak düzgün bir dille sunulan yanlış bilgi, sorgulama kültürü zayıf olan bir sistemde kolayca “doğru” kabul edilir. Bu durum, eğitimde zaten eksik olan eleştirel düşünme becerilerini daha da geriye iter.
Mahremiyet konusu ise neredeyse hiç konuşulmuyor. Öğrencilerin kişisel verileri, alışkanlıkları ve öğrenme profilleri büyük dijital sistemlere aktarılıyor. Bunun uzun vadeli sonuçları hakkında ne öğrencilerin ne de ailelerin yeterli bilgisi var. Bu mesele bireysel değil, kamusal bir güvenlik sorunudur.
Burada açık konuşmak gerekiyor:
Yapay zekâyı yasaklamak çözüm değildir, serbest bırakmak ise sorumsuzluktur.
Asıl ihtiyaç duyulan şey, yapay zekâ okuryazarlığını merkeze alan bir eğitim politikasıdır. Öğrenciye “nasıl düşünmesi gerektiğini” öğretmeden, ona “daha hızlı cevap” sunmak eğitimi ileri değil, geri götürür.
Eğitimin amacı; ezberleyen değil, düşünen; kopyalayan değil, üreten bireyler yetiştirmektir. Yapay zekâ bu hedefe hizmet ettiği sürece değerlidir. Aksi hâlde topluma hız kazandırırken zihinsel derinliği kaybettiren bir araç hâline gelir.
Sonuç olarak mesele teknoloji değil, eğitimi hangi değerler üzerine kurduğumuzdur. Düşünmeyi makinelere devrettiğimiz gün, eğitim değil sadece diploma üretiriz. Bugün gündemde olması gereken tartışma tam olarak budur.
