İran’ın son yıllarda izlediği mezhep merkezli politikalar, bölgesel nüfuz mücadeleleri ve bazı yanlış uygulamaları İslam dünyasında ciddi tartışmalara yol açmıştır. Irak, Suriye ve Yemen’de yürütülen politikalar, çoğu zaman mezhep gerilimini derinleştiren sonuçlar doğurmuş; Sünni-Şii ayrışmasını keskinleştirmiştir. Bu durum, Müslüman toplumlarda sert polemiklere ve zihni savrulmalara sebep olmuş, hatta bazı çevreleri tepki refleksiyle ABD ve İsrail gibi dış güçlere umut bağlayacak noktaya kadar sürüklemiştir.
Oysa mesele sadece siyasi bir tartışma değildir. Bu konu İslami, insani ve stratejik boyutlarıyla birlikte ele alınmalıdır. Çünkü dar mezhep tartışmalarıyla çözülemeyecek kadar geniş ve derin bir meseleden söz ediyoruz.
Bu nedenle konuyu üç açıdan değerlendirmek gerekir:
- İslami açıdan
- İnsani açıdan
- Stratejik açıdan
İslami Açıdan Değerlendirme
İslam dünyasının en büyük meselelerinden biri birlik problemidir. Bu konuda önemli bir perspektif sunan düşünürlerden biri Said Nursî’dir. Nursî, çağımızın en önemli vazifesini şu sözle ifade eder:
“Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihat-ı İslâm, yani İslam birliğidir.”
İslam birliği yalnız devletlerin veya liderlerin meselesi değildir; her Müslümanın imanî ve vicdanî sorumluluğudur. Ancak burada önemli bir problem ortaya çıkar: Eğer her cemaat, tarikat veya mezhep “hak yalnız benim yolumdur” iddiasında bulunursa, birlik nasıl sağlanacaktır?
Nursî bu soruya şu temel ilkeyle cevap verir:
“Mesleğim haktır veya daha güzeldir demeye hakkın var; fakat yalnız hak benim mesleğimdir demeye hakkın yoktur.”
Bu yaklaşım, İslam düşüncesinde yüksek bir ilim ve ahlak ölçüsünü temsil eder. Çünkü bu anlayış:
- Rekabeti ve kıskançlığı azaltır
- Hakikatin genişliğini kabul eder
- Mezhep farkını düşmanlık sebebi olmaktan çıkarır
Bu noktada Nursî’nin müspet hareket prensibi de önemlidir. Buna göre Müslümanların görevi:
- Kendi hizmetini yapmak
- Başkasının hizmetini yıkmaya çalışmamak
- İhtilafı büyütmemek
- Toplumun maslahatını öncelemektir
Bu anlayışın özeti şu ilim ahlakında ifadesini bulur:
“Benim görüşüm doğrudur fakat yanlış olma ihtimali vardır. Karşı tarafın görüşü yanlıştır fakat doğru olma ihtimali vardır.”
Bu yaklaşım cemaatler arasında düşmanlığı değil, tamamlayıcılığı doğurur. Eğitim faaliyetleri, tasavvuf terbiyesi, ilmî çalışmalar veya sosyal hizmetler farklı yollar gibi görünse de aslında aynı dine hizmet etmektedir.
İttihat-ı İslam’ın yolu da bu anlayıştan geçmektedir. Bu birliğin temel adımları şunlardır:
- Ortak değerlerde buluşmak
- Sosyal ve kültürel iş birliğini geliştirmek
- Uluslararası dayanışma kurmak
- İlmi ve manevi zeminde diyalog geliştirmek
Kur’an müminleri uhuvvet ve muhabbete çağırır. Rabbimiz bir, Peygamberimiz bir, dinimiz bir, kitabımız bir, kıblemiz birdir. Bu kadar ortak noktaya sahip olan bir ümmetin ihtilafı büyütmesi büyük bir çelişkidir.
Nursî’nin şu sözü ise birlik meselesinin mahiyetini açıkça ortaya koyar:
“İttihat cehl ile olmaz; ittihat imtizaç-ı efkârdır.”
Yani birlik, fikirlerin kaynaşmasıyla olur; cehaletle veya zorlamayla değil.
Kur’an’ın “zalimlere meyletmeyin” uyarısı da burada hatırlanmalıdır. Bu nedenle Müslümanlar arası ihtilaflar ne olursa olsun, dış müdahaleler karşısında ümmet dayanışmasının korunması büyük önem taşır. Özellikle ABD ve İsrail gibi aktörlerin baskıları karşısında Müslüman toplumların birbirine karşı değil, birbirinin yanında durması gerekir.
Bugün meseleyi İslamî açıdan ele almaya çalıştım. Bediüzzaman’ın ittihad-ı İslâm çağrısı, müsbet hareket prensibi ve Kur’an’ın uhuvvet vurgusu, bizlere mezhep çatışmalarının değil birlik ve dayanışmanın yol gösterici olduğunu hatırlatıyor.
Ancak bu mesele yalnızca dinî bir sorumlulukla sınırlı değildir. İnsanî değerler açısından zulme karşı durmak, mazlumun yanında olmak ve adaletin sesi olmak da aynı derecede önemlidir. Bununla birlikte, stratejik açıdan bakıldığında bölgesel dengeler, emperyalist planlar ve özellikle ülkemizin menfaatleri açısından konunun ayrı bir ehemmiyeti vardır.
Bu sebeple, bir sonraki yazımda meseleyi insanî ve stratejik yönleriyle irdelemeye devam edeceğim.