Sultan-ı Nevruz: Ortak Baharımız

Tarih boyunca geniş bir coğrafyada kutlanan Nevruz, farklı kimlikleri değil ortak insanlık sevincini hatırlatır.

Abone Ol

Tarih boyunca geniş bir coğrafyada kutlanan Nevruz, farklı kimlikleri değil ortak insanlık sevincini hatırlatır. Bahar nasıl toprağı diriltiyorsa, Nevruz da kalpleri diriltmelidir. Bahar mahlûkatın bayramıdır. Biz de onların bayramına iştirak edelim.”

Nevruz yalnızca bir takvim günü değildir. Baharın gelişiyle birlikte kâinatın yeniden dirilişini ilan eden kadim bir bayramdır. Ateş üzerinden atlamakla değil; tabiatın uyanışını, kardeşliği ve şükrü hatırlamakla anlam kazanır.

Nevruz, kelime anlamıyla “yeni gün” demektir. Baharın ilk günü olarak kabul edilen 21 Mart, Celâlî Takvimi’ne göre yılbaşıdır. Türk dünyasında Nevruz-i Sultanî, Navrız, Nooruz, Novruz ve Navrez gibi farklı adlarla anılsa da ifade ettiği hakikat aynıdır: Tabiatın uyanışı ve hayatın yeniden başlaması.

Bu yönüyle Nevruz, yalnız bir kültürün değil, geniş bir coğrafyanın ortak bahar bayramıdır.

Tarih boyunca Türkler, On İki Hayvanlı Türk Takvimi’nden itibaren 21 Mart’ı “Türk Bayramı” olarak kutlamıştır. Aynı şekilde Kürt kültüründe de Nevruz önemli bir yere sahiptir. Bu gerçek, Nevruz’un aslında ayrılığın değil; ortak hafızanın ve müşterek sevincin sembolü olduğunu gösterir.

Bediüzzaman Said Nursî’nin talebelerinden Muhsin Alev’in hatıralarında anlatılan bir sahne ise Nevruz’un ruhunu anlamak için oldukça manidardır. Üstad bir Nevruz günü kırda köpeklere ekmek dağıtır ve şöyle der:

“Bugün, bu Nevruz Bayramı’ndan bu köpeğin bile bir hissesi vardır.”

Bu cümle, baharın yalnız insanlara değil; bütün mahlûkata açılan bir rahmet mevsimi olduğunu hatırlatır.

Gerçekten de bahar, kâinatın her yıl yeniden yazılan bir diriliş hikâyesidir. Kurumuş ağaçların yeniden yeşermesi, toprağın canlanması ve sayısız canlı türünün tekrar hayata dönmesi; adeta harap olmuş bir şehrin yeniden inşa edilmesi gibidir.

Bu yüzden bahar yalnız bir mevsim değil, aynı zamanda büyük bir hakikatin hatırlatılmasıdır.

Her baharda gözlerimizin önünde gerçekleşen bu diriliş manzarası, ölümden sonra dirilişin mümkün olduğuna dair kâinatta her yıl tekrar edilen bir delil gibidir.

Elbette Nevruz’un özü, ateşten, ottan ya da yumurtadan bereket beklemek değildir. Bu tür anlayışlar Nevruz’un özünü açıklamak yerine çoğu zaman gölgede bırakır. Oysa tevhid inancına aykırı olmamak kaydıyla, bu günün bir bahar şenliği olarak kutlanması mümkündür.

Nitekim İslam âlimleri niyetin önemine dikkat çeker. İmam Zehebî’nin ifade ettiği gibi:

“Ameller ancak niyetlere göredir.”

Eğer maksat aileyi sevindirmek, çocukları mutlu etmek ve baharın dirilişine şükretmekse; bu kutlamalar meşru daire içinde kalır.

Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta şudur:

Bir bahar bayramı olması gereken Nevruz’un zaman zaman ayrılıkların ve husûmetlerin sembolüne dönüştürülmeye çalışılması büyük bir talihsizliktir.

Oysa bu gün; Türk’üyle Kürt’üyle, Sünnî’siyle Alevî’siyle, Azerisiyle Çerkeziyle hepimizin ortak bayramıdır.

Bahar toprağı nasıl diriltiyorsa, Nevruz da kalplerimizi diriltmelidir.

Husûmetin değil muhabbetin, ayrılığın değil kardeşliğin günü olmalıdır.

Geliniz bu Sultan-ı Nevruz’da muhabbetimize muhabbet katalım. Husûmet tohumu ekenlere fırsat vermeyelim.

Semalara kan kokusu değil; huzur, kardeşlik ve barış dilekleri yükselsin.

Ey ademoğlu ve ey nefsim!

Sen de bu bahar bayramında uyan, dirilişi temaşa et ve şükrünü Rabb-i Rahîm’ine sun.

Baharın ve dirilişin bayramı mübarek olsun.