Hakikatin Emaneti

Sevgiyle birleşen irade artık hükmetmek istemez; hizmet etmek ister, iyileştirmek ister. Kendini büyütmek yerine hayatı büyütür. Egonun ve kibrin gölgesini aşarak ruhun hakikatini dünyaya taşımaya başlar.

Abone Ol

Hakikatin Emaneti

İnsan çağımızda yalnızca bilgi biriktirmiyor; aynı zamanda güç, makam, servet, ün ve görünür olma arzusu da biriktiriyor. Çoğu zaman ne kadar bildiğiyle, hangi makamda oturduğuyla, kaç kişiyi yönettiğiyle ya da neye sahip olduğuyla değerli olduğunu sanıyor. Oysa insanı gerçekten yücelten şey, elindekilerin büyüklüğü değil; onları hangi ruh hâliyle taşıdığıdır.

Çünkü bilgi, insanın ruhuna inmiyorsa yalnızca zihinde dolaşan bir yüke dönüşebilir. İnsan bazen hakikati konuşur ama onu yaşamaz. İyiliği anlatır ama merhameti taşımaz. İnancı savunur ama kalbini koruyamaz. İşte insanın asıl yoksulluğu da burada başlar: Çok şey bilip, az şey yaşayabilmekte.

Bu yüzden eski çağların çöl sessizliğinden yükselen hikmet bugün hâlâ insanın içine dokunur: İnsan yalnızca ilim sahibi olduğu için mübarek sayılmaz. Çünkü hayatın sonunda insan, ne kadar bildiğiyle değil; imanını, vicdanını ve kendisine emanet edilen hakikati ne kadar koruyabildiğiyle yüzleşecektir.

Makam da, servet de, yetki de, irade de aslında insanın iç dünyasını açığa çıkaran bir aynadır. Kalbi olgunlaşmamış birinin elinde güç, çoğu zaman hükmetme arzusuna dönüşür. İrade, kalbin bilgeliğinden koptuğunda kontrol etmek ister; kendisini merkeze koyar ve egonun sessiz putunu büyütür. İnsan bazen sahip olduklarını yönettiğini sanırken, farkında olmadan onların esiri hâline gelir.

Oysa ilahi hakikat insana sessizce şöyle fısıldar: “Sana verdiğim nimetleri, onları putlaştırman için değil; Beni onların içinde de görebilmen için verdim.”

İşte insanın gerçek sınavı tam da burada başlar. Çünkü nimet, insanı hakikate de götürebilir, kendisine de tutsak edebilir. Servet merhamete dönüşmüyorsa ruhu yorar. Yetki adalet üretmiyorsa ağırlaşır. Bilgi hikmete dönüşmüyorsa kibri besler. Makam insanı insanlara yaklaştırmıyorsa yalnızlaştırır.

Hakikat ise insanı sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarının içinde neyi yaşattığıyla ölçer. İnsan kalbini koruyabiliyor mu? Güç karşısında tevazusunu kaybetmeden kalabiliyor mu? Bilgiyi üstünlük için değil iyilik için kullanabiliyor mu? Kendisine verilen iradeyi sevgiyle birleştirip onarıcı bir güce dönüştürebiliyor mu?

Çünkü sevgiyle birleşen irade artık hükmetmek istemez; hizmet etmek ister, iyileştirmek ister. Kendini büyütmek yerine hayatı büyütür. Egonun ve kibrin gölgesini aşarak ruhun hakikatini dünyaya taşımaya başlar.

Ve belki de insanın önüne en sonunda tek bir soru bırakılacaktır: “Bildiklerin seni daha iyi bir insan yaptı mı?”

Çünkü ilahi hakikate en yakın olanlar, çoğu zaman en çok bilenler değil; kalbini koruyabilenlerdir.

Yusuf Beğtaş

Www.karyohliso.com