Gelecek Korkusu Beni Mutsuz Ediyor

"Mutluluk, yarının korkusunda değil; bugünün kıymetini bilmektedir." Çünkü hayat, yaşanmamış yarınlarda değil; içinde bulunduğumuz anda akıp gitmektedir.

Abone Ol

Yarın...

Belki de insanı en çok meşgul eden kelimelerden biri...

Yarın ne olacak?

İşim devam edecek mi?

Geçimimi sağlayabilecek miyim?

Çocuklarımın geleceği nasıl olacak?

Sağlığım yerinde kalacak mı?

Dünya nereye gidiyor?

Gazeteleri açıyoruz...

Savaş haberleri...

Ekonomik dalgalanmalar...

Doğal afetler...

Siyasi krizler...

Belirsizlikler...

Ve farkında olmadan yarının yükünü bugünden taşımaya başlıyoruz.

Oysa dikkat çekici bir gerçek var:

İnsanların çoğunu yoran şey yaşadıkları problemlerden çok, henüz yaşanmamış problemler hakkındaki korkularıdır.

Kaygı ve korku birbirine benzese de aynı şey değildir.

Korku, şu anda karşılaştığımız somut bir tehlikeye verdiğimiz tepkidir.

Kaygı ise henüz gerçekleşmemiş, gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bile bilmediğimiz ihtimallere karşı duyduğumuz endişedir.

Yani korku bugüne, kaygı ise yarına bakar.

İnsanın kalbine yerleştirilmiş bu duygular aslında hayatın korunması için verilmiştir.

Korku tedbir aldırır.

Kaygı plan yaptırır.

Merak araştırmaya sevk eder.

Fakat her nimet gibi bunlar da ölçüsünü kaybettiğinde insana yük olmaya başlar.

Gelecek endişesi de böyledir.

İnsan yarınını düşünür.

Tedbir alır.

Çalışır.

Plan yapar.

Bu yönüyle gelecek endişesi hayatı düzenleyen bir rehberdir.

Fakat ölçüyü kaçırdığında rehber olmaktan çıkar, yük hâline gelir.

İnsan olmayan musibetlerin acısını yaşamaya başlar.

Gelmemiş günlerin sıkıntısını bugüne taşır.

Ve böylece bugünün huzurunu kaybeder.

Bediüzzaman Said Nursî'nin yıllar önce yaptığı şu tespit bugün de hepimize hitap ediyor:

"Dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde senet yok ki ona mâliksin."

Gerçekten de öyle...

Dün artık geri gelmeyecek.

Yarın ise henüz bize verilmiş değil.

Fakat biz çoğu zaman dünü düşünüp üzülüyor, yarını düşünüp kaygılanıyoruz.

Bugünü ise ihmal ediyoruz.

Hâlbuki hayat yalnızca içinde bulunduğumuz anda yaşanabilir.

Mutluluk da öyle...

Yarın yaşanacak bir duygu değildir.

Şu anda hissedilebilen bir nimettir.

Bediüzzaman'ın dikkat çektiği başka önemli bir nokta daha vardır:

İnsan sabır kuvvetini çoğu zaman yanlış kullanır.

Geçmişin sıkıntılarını tekrar tekrar hatırlayarak kendini yorar.

Geleceğin muhtemel problemlerini de bugüne taşıyarak yükünü artırır.

Sonra da bugünkü yükün altında ezilir.

Oysa geçmiş geçmiştir.

Zahmeti gitmiş, belki sevabı kalmıştır.

Gelecek ise henüz gelmemiştir.

İnsana verilen sabır, bugünün yükünü taşımaya yeter.

Yarının yükünü değil.

İşte bu noktada iman, gelecek endişesini yük olmaktan çıkarıp yapıcı bir sorumluluğa dönüştürür.

Kalbe güven verir.

Ümit verir.

Teslimiyet verir.

İnsan çalışır.

Tedbir alır.

Plan yapar.

Fakat bütün yükü kendi omuzlarına almaya çalışmaz.

Çünkü bilir ki hayat sahipsiz değildir.

Tesadüflerin oyuncağı değildir.

Yarın da bugünü yaratan Rahmet Sahibinin elindedir.

Belki de mutluluğun formülü, yarının korkusunu büyütmekte değil; bugünün nimetlerini fark edebilmektedir.

Çünkü hayat, yaşanmamış yarınlarda değil; içinde bulunduğumuz anda akıp gitmektedir.

Ve çoğu zaman huzur, geleceği kontrol etmekte değil; onu Rahmet Sahibine emanet edebilmekte gizlidir.

Mutluluk, endişeyi imanla dengeleyenlerin kalbine misafir olur.

Bir sonraki yazımızda mutluluğun önündeki başka bir perdeyi aralayacağız:

Paranın eksikliği mi bizi mutsuz ediyor, yoksa mutluluğu sadece parada aramamız mı?

Kalbinizde huzur, gönlünüzde umut eksik olmasın...